Bir Şehid Sultan Abdülaziz Han! Osmanlı
Devleti’nin en önemli Padişahlarından biri olan Abdülaziz Han’ın katli
incelenmesi gereken bir hadisedir. Olayı dönemin kaynaklarının ışığında
incelediğimizde, bu hususun sıradan bir olay değil bizzat bir darbe olduğunu
görebiliriz.
1876 tarihinde
hal edilen ve yıllarca ikamet ettiği Dolmabahçe Sarayı yağma edilen Sultan
Abdülaziz, görevden alındıktan sonra Hüseyin Avni Paşa’nın adamları tarafından
Topkapı Sarayı’na nakledilmiştir.
Burada ölüm
korkusu ile büyük sıkıntılar çeken ve kendisine bakım yapılmayan Sultan
Abdülaziz, yeni Padişah’a hitaben kendisinin Çırağan Sarayı’na nakli için
insanı hüzne boğacak manalarda tezkireler kaleme almıştır.
Bunun üzerine
Çırağan Sarayı’nın üst tarafında V.Murad için yapılan dairelere getirilmiştir.
Burada da ölüme terk edilmiş gibi bakımı yapılmayan Sultan Abdülaziz’in
hayatından bıktığı ve hatta ölümü arzuladığı doğru olabilir.
Ancak intihar
ettiğine inanmak mümkün değildir. Bugün dahi pek çok Tarihçi tarafından bu konu
araştırılıp tartışılmaktadır. Ama o dönemin kaynaklarına baktığımız zaman
olayın gerçek yüzünü anlamak mümkündür.
4 Haziran 1876
sabahı haremdeki kadınların çığlıklarıyla Abdülaziz’in vefat ettiği
öğrenilmiştir. Duruma müdahale eden Serasker Hüseyin Avni Paşa, hemen Fahri Bey
isimli Abdülaziz’in yakın hizmetkârlarından birine,’’Sultan Abdülaziz’in
sabahleyin validesini ve cariyeleri yanından kovarak oda kapısını kapattığını,
sakalını düzeltmek için bir makas istediğini ve bu makas ile kollarının damarlarını
kestiğini ve içeriye girildiğinde hayatını kurtarmanın mümkün
olmadığını’’söyletmişler; getirdikleri kendi tabiplerine doğru dürüst muayene
bile ettirmeden subaylar eli ile cesedini açık bir şekilde Karakol’a
iletmişlerdir.
Maalesef, resmi
olarak tutulan ölüm raporunda, son zamanlarda akli dengesini bozduğu ve
neticede intihar ettiği yazılarak mesele kamuoyuna böylece duyurulmuştur. Konu
daha sonra çok tartışılmıştır. Çünkü tarih çarpıtılmış ve gizlenmiştir. Mesele
incelendiğinde görülmektedir ki, olay intihar değil, açıkça bir cinayettir.
Zira evvela, Ahmed Cevdet Paşa’nın ifadesi ile makasla sol kolunun damarlarını
kestikten sonra yaralı kol ile sağ kolunun damarlarını kesmesi inanılmaz bir
durumdur.(1)
İkinci husus
olarak, koskoca Osmanlı Padişahı’nın bu şekilde ölümü üzerine, şer’en ve
kanunen her çeşit soruşturma ve tıbbi incelemenin yapılması gerekirken, asla bu
yola gidilmemiş ve sadece Fahri Bey denen birinden sorularak alelacele sahte
ölüm raporu hazırlanmıştır. Hüseyin Avni Paşa, muayene taleplerini şiddetle
reddetmiştir(2).
Üçüncü olarak,
asıl kendilerine sorulması gereken ailesine yani valide sultan ve cariyelere
konu sorulmamış, tam tersine gelen subaylardan Nazif isminde birisi, Valide
Sultan’ın kulağındaki altın küpeyi çekip alacak kadar alçalmış ve hadiseyi
bilen yakınları, olaydan sonra zulme ve baskıya maruz bırakılmıştır. (3)
Dördüncü olarak,
Ahmed Cevdet Paşa’nın nakline göre, sonradan V. Murad’ın yakınlarından biri
olayı kendisine anlatınca, Padişah olayın dehşetinden aklını kaçırmış ve
delirmiştir. Ahmed Cevdet Paşa, Hüseyin Avni Paşa’nın bir ara olayı kendisine
anlatmak istediğini ve ancak anlatmadan öldüğünü bizzat nakletmektedir. Hatta
Ahmed Cevdet Paşa1298/1881 tarihine kadar olayın müphem ve şüpheli kaldığını, o
tarihe kadar herkesin intihar ettiğine inandığını ve bu tarihten itibaren
meselenin anlaşıldığını kaydetmektedir.(4)
Beşinci olarak, o
dönemin ve bizzat olay günlerini yaşayan muteber Tarihçilerin (Ahmed Cevdet
Paşa ve Mahmud Celaleddin Paşa gibi),son dönem Tarihçilerin(Abdurrahman Şeref
ve Mahmud Kemal gibi),ve de olay sırasında yayınlanan Avrupa basınının da
kanaati olayın bir cinayet olduğu yönündedir. Kısaca, İngilizlerin kuklası olan
Mithad Paşa, Hüseyin Avni Paşa ve benzeri hırslı kişiler, kendi gayr-i meşru
emellerine ters gördükleri Abdülaziz’i, İngilizlerin tahriki ile
öldürmüşlerdir. Hatta Mithad Paşa ile ilgili olduğu rivayet edilen şu söz
dikkate değerdir; "Bunda ne var ki? Al-i Osman olacağına biraz da Al-i
Mithat olsun!" dediği rivayet olunmaktadır. Padişah, kan dökülmemesi için
yine bunları is başına geçirdi. Böylece ihtilalciler, istedikleri yere
ulaştılar. İş padişahı ‘’hal’’ etmeğe kaldı.
Abdülaziz
ölümünden bir gün önce, bazı devlet adamlarının çevirdiği oyunları anlamış ve annesine
şöyle demiştir: ‘’Bunlar beni III. Selim’e mi döndürecekler? Ben bunu kimlerin
yaptığını biliyorum…’’diyerek İhtilalcileri saydı. Daha sonra dilinden şu
ifadeler döküldü:
‘’Ben bu felaketi, otuz-kırk defa rüyamda gördüm, Takdir-i
ilahi böyle imiş!’’ dedi.
Sultan Abdülaziz
Han’ın hunharca katli üzerine kız kardeşi Adile Sultan’ın yüreğinden şu
ızdıraplı mısralar dökülmüştür:
Cihan matem tutup kan ağlasın Abdülaziz Han’a
Meded Allah, mübarek cismi boyandı kızıl kana!..
Nasıl hemşiresi bu Adile yanmaz o Hakana
Ki kıydı bunca zalimler karındaş-i cihan bana...
Dipnotlar :
[1] Ahmed Cevdet Paşa,Tezakir,cilt IV,sf.155-160.
2 Mahmud Celalettin Paşa,Mir’at-ı Hakikat,cilt 1,sf.116-121.
3 Abdurrahman Şeref,’’Sultan Abdülaziz’in vefatı intihar mı
katl mi’’TTEM,sf.321-325.
4 Ahmed Cevdet Paşa,Tezakir,cilt IV,sf.155-160.

0 Yorumlar